14 Ocak 2018 Pazar

Aralık Ayı Hasadı




Ankara Devlet Tiyatrosu'nun Rusya'da düzenlenen 20. Dostoyevski Oyunları Festival'inde
"seyirci beğeni ödül" ne layık görülen "Yeraltından Notlar"adlı tiyatro oyununa gittim. 
Oyunculuklar yine harikaydı ama oyun beni çok da sarmadı annemin deyimi ile.
Aralık ayında iki tiyatro oyunu izledim böylece.
Pek çok sergi gezdim: Çoğunu fotoğraflamadım, bazılarını unuttum, bazıları için "keşke" dedim.



En çok sevgili Esin Alp'in Ankara Üniversitesi Sanat Evi'ndeki el boyama porselenler sergisinden etkilendim. Son gününe denk geldiğimiz sergi bazı ürünlerin satılmış olması ile biraz eksikti ama yine de muhteşemdi.






Sergi sonunda Esin hanım hayranlığımdan öyle etkilendi ki, koleksiyonum için bana bir tane dikiş yüksüğü boyamak istediğini söyledi.
Nasıl sevindim!!! Bu  arada dünürünün de yüksük koleksiyonu olduğunu söyledi. O na bir tane boyamış. Öyle ya, bana niye boyamasın :)) Koleksiyonerler desteklenmeli. Dedi, kalbimi bir kere daha feth etti. Daha önce de aynı salonda bir boyama fincanlar sergisi gezmiştim. Meğer o hanımla da 12 yıl aynı atölyede, aynı masada sanat icra etmişler.





Resim Heykel de TRT'nin belgesel gösterimi ve paneline katıldım.
Belgesel aslında yeni değil. Konusu "Yıldız Sarayı Porselenleri" ( önce sergi, sonra belgesel farklı günlerde ama aynı konu üzerine. Bendeki istikrara bakar mısınız  :) ) 

Gösterim sonrasında yönetmeni, kameramanı, kısaca emeği geçenleri ve konunun uzmanları ile  
harika bir bilgilendirme toplantısı yapıldı. Çok güzeldi.

Ankara Etnoğrafya Müzesinde bulunan bir kaç parça Yıldız Porseleninin fotoğraflarını  5 yıl önce çekmiş burada paylaşmışım ben de :)



Yaz bitti, kışı bile işledim Aralık ayında.


Kitap kılıfları diktim.


Aralık  hediyeli, kutlamalı,sevgili, sevinçli,böylece geçip gitti.


**********




6 Ocak 2018 Cumartesi

Son gezi, İlk paylaşım



Geçen yılın sondan bir önceki günü, son Ankara gezisinde yine çok sevdiğim, ruhuma çok iyi gelen o yere, II. TBMM Binası Cumhuriyet Müzesine gittim.


Daha bahçeye girişte zaman geriye doğru hızla akıp gidiyor.
O, Ülkü'nün elinden tutmuş, size eşlik etmek üzere yanınızda beliriveriyor.


Çift kanatlı kapılar açık. Buyur ediyor küçük büyük, yaşlı genç demeden herkesi.


Saygı, şükran havada elle tutulabilir bir şey sanki.
Tüm ziyaretçilerde suskun bir minnet.


 

 Nutuk taş plakda.


Odalar, nakışlı tavanlar ve ille de avizeler.



Neler neler anlatıyor gibiler.





O süveteri nerede görsek tanırız değil mi?





Onca özlü sözü duvarlarda yerini almışken, bu defa bunun önünde durdum.
Düşündüm..... Tekrar okudum. Tekrar....

 

Rica ettim, bir genç bu fotoğrafı çekti.
Aynı kareye girdik Ata'm ile bir kere daha.


Sonra Ulus caddelerini dolduran o çok sevdiğim, mütevazi kalabalığa karıştım.
Kuruyemişçilerin önü, halin için, kahvaltılıkçıların kapı önleri yılbaşı gecesi için alış veriş yapan Ankaralılarla doluydu. Telaşlı kalabalıklar insana kendini daha yalnız hissettiriyor diye düşündüm.


Ptt Pul Müzesine kapıdan şöyle bir uğrayıp 2018 masa takvimlerimi aldım.
Geçen yıl çok işime yaramıştı onlar. Gelenekselleşti, başka kullanmam :)


Buluşalım!


Küçükle buluşup Ankamall alt katta açılan "LOKUM" adlı mekanda 
"manda kaymaklı ve tel kadayıflı lokum"eşliğinde kahvelerimizi içtik. Hararetle tavsiye edebileceğim bir ürün yelpazesi var bu işletmenin. Tüm malzemelerin taze taze Afyon dan  geldiğini söylediler.
Nasıl lezzetliler anlatamam. 
Bak şimdi yine canım istedi. Ne olacak benim bu sevdam ?


Bu dopdolu gün 2017'nin son gezmesi, 2018'in de ilk paylaşımı oldu.
Benim de ruhum dinlenirken, yine bedenim yoruldu.


Yine de güneşli kış günlerini, bir şeyleri bahane ederek mümkün olduğunca dışarıda geçirmeli derim.
Haksız mıyım?